Aynı İpte Oynayan İki Siyaset Cambazı
Aynı İpte Oynayan İki Siyaset Cambazı
MEKİN ŞAHİN
Siyasette bazı insanlar vardır; ideolojiyi ağızlarından düşürmezler ama hayatlarının hiçbir döneminde ideolojinin yükünü omuzlamamışlardır. Onlar için siyaset; halkın kaderini değiştirme mücadelesi değil, kişisel servet, nüfuz ve korunma aracıdır. Dün birbirine “yoldaşım” diyenler, çıkar ortaklığı bozulunca birbirlerinin kuyusunu kazmaya başlar. Çünkü onları bir araya getiren inanç değil; menfaat ortaklığıdır.
Bu hikâye, iki ayrı karakterin değil; aynı çürümenin iki farklı yüzünün hikâyesidir.
Birisi, kendisini “yoksul aile çocuğu”, “sosyal demokrat”, “gençlik mücadelesinden gelen adam” diye anlatır. Konuşurken halkçılığı ağzından düşürmez. Gençlik kolları başkanlığını yıllarca yapmış gibi anlatır ama gerçekte birkaç haftalık geçici bir görevden ibarettir bütün “devrimci geçmişi.” Sonra hayatın olağan akışında değil; siyasal ilişkilerin gölgesinde yükselir. ÇUKOBİRLİK’te başlayan kariyer, bir siyaset büyüğüne kirvelikle başka bir kapıya dönüşür. İplik fabrikası müdürlüğü, vekâleten genel müdür yardımcılığı derken sistemin çarkları içinde yükselir.
O yükselişin içinde alın terinden çok ilişki ağı vardır.
Bir dönem Gaziantep’te görünür, sonra Ankara-Adana hattında özel üretim işleri başlar. Ama siyasetle ilişkisi hiçbir zaman kopmaz. Seçim dönemleri ortaya çıkar, aday adayı olur, sonra ortadan
kaybolur. Ta ki kendisini “artık çekileceğim” diye pazarladığı anda, siyasetin ağır toplarının desteğiyle bir gecede il başkanı yapılıncaya kadar…
İşte tam burada gerçek karakter ortaya çıkar.
Kendisini o makama taşıyanlara ilk kazığı daha koltuğa oturmadan atar. Kendisini oraya getiren iradeye karşı efelenir. Çünkü bu tipler için vefa; sadece işi bitene kadardır. Sonra ilçeler dizayn edilir,
kadrolar şekillenir, menfaat zinciri kurulur. Bir kez daha koltuk kazanılır ve artık kendisini “kendi gücüyle yükselmiş lider” sanmaya başlar.
Oysa siyasette yivsiz insan çoktur ama hedefi olmayan mermi kadar tehlikelidirler.
Bu tiplerin ortak özelliği şudur:
Koltukları halka hizmet için değil, ağ kurmak için kullanırlar. Belediye onlar için kamusal alan değil; paylaşım masasıdır. İhale, imar, rant, kadrolaşma, arsa dönüşümü, talan düzeni… Hepsi “siyasi başarı”
diye pazarlanır.
Yıkılan fabrikaların arsaları (Tekelin arsası) bir gecede servete dönüşür. Tarlalar (Gerdan) imarla altına çevrilir. Belediyeler halkın değil; çevrenin kasasına çalışır. Ve bir bakarsınız ki dün “zar zor geçinen” adam, milyonların sahibi oluvermiş.
Çünkü Türkiye’de bazı siyasetçiler serveti ticaretle değil, siyasetle üretir.
Diğeri ise başka bir yüz…
Ali Demirçalı tipi…
CHP kültüründen, örgüt mücadelesinden, ideolojik birikimden gelmeyen; ama paranın siyasette kapı açtığını erken keşfeden bir profil. Duvar ustalığından müteahhitliğe uzanan yolculukta esas sıçrama, siyasetin finansman ihtiyacını fark ettiği anda başlıyor. İl başkanlığı bina yapımına yardımıyla başlayan ilişki, kısa sürede kurultay delegeliğine; oradan milletvekilliğine kadar uzanıyor.
Çünkü siyasetin çürüdüğü yerde emek değil, para konuşur.
Örgüt yıllarca mücadele eder ama bir “çantacı” gelir, birkaç hamlede yılların önüne geçer. Çünkü bazı yönetimler için ideoloji değil; seçim finansmanı önemlidir. “Parası çok”, “harcar”, “güçlüdür”, “çevresi
geniştir” cümleleri bir anda siyasi kriter hâline gelir.
Ve işte çürümenin merkezi tam da burasıdır.
Bir partiyi fikir değil, para belirlemeye başladığında; orada artık halkçılık değil oligarki vardır.
Bu iki karakterin yolları da tam burada kesişir.
Birbirlerini sevmezler. Birbirlerine güvenmezler. Hatta fırsat bulduklarında birbirlerinin kuyusunu kazmaktan geri durmazlar. Ama çıkar ortaklığı varsa aynı masada otururlar. Çünkü cambazlar aynı ipte birbirine sarılarak yürür; düşüş başlayınca ilk birbirlerini iterler. 31 Mart seçim süreci işte böyle bir ittifakın ürünüdür.
Bir tarafta örgütü dizayn eden siyasi tüccarlar…
Diğer tarafta parayı siyasetin anahtarı sanan müteahhit zihniyeti…
Sonuçta ortaya çıkan şey; halkçı belediyecilik değil, rant koalisyonudur.
Bugün birbirlerini suçlamaları kimseyi şaşırtmamalıdır. Çünkü çıkar ortaklığı bittiğinde maskeler düşer. Dün birbirine methiyeler düzenler, bugün “il ve ilçe yönetimi de gitmeli” diyerek birbirlerini
hedef alırlar.
Çünkü bunların dostluğu ilkeye değil; çıkara ve ahlaki olmayan ilişkiye dayanır.
Siyasetin en büyük felaketi, ahlaksızlığın normalleşmesidir.
Bir dönem halkın yüzüne “adalet”, “eşitlik”, “demokrasi” diye konuşup; arka odalarda imar pazarlıkları yapanlar, aslında sadece bir partiyi değil, toplumun umut duygusunu çürütürler.
Çünkü halk şunu görür:
Fakirlik edebiyatı yapanlar zenginleşmektedir.
Halkçılık anlatanlar halktan kopmaktadır.
Sosyal demokrasi diyerek kişilik zafiyeti olan rant düzeni kurmaktadır.
Ve sonunda siyaset, halkın gözünde güven değil; çıkar tiyatrosuna dönüşmektedir.
Bugün yaşanan kavga kişisel değildir.
Bu kavga; aynı sofrada büyüyen menfaat ortaklarının paylaşım kavgasıdır. Dün aynı ipte cambazlık yapanlar, bugün birbirinin ayağını kaydırmaya çalışıyor.
Ama asıl mesele bir toplum, siyaseti ilke yerine para ile yapan adamlara teslim edilirse; sonunda belediyeler halkın değil, çıkar gruplarının kasasına dönüşür. Ve çürüme yalnız partileri değil, şehirlerin ruhunu da çökertir.
İkinize önemli not: ‘’ sizleri bu saatten sonra sağlam çelik abilerinizde kurtaramaz’’!
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
